Marmara Flüt Orkestrası

Müzisyen arkadaşımın blogunda yayınlanan yazım…

Müzikli Mevzular

Türkiye’nin ilk flüt orkestrası olan Marmara Flüt Orkestrası 2015 yılında, Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kuruldu. Ece Karşal, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Flüt Bölümü’nde okumuş, doktorasını Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü’nde, post doktoralarını ise Toronto Üniveristesi ve Frankfurt Müzik Akademisi’nde yapmış. Kendisi 20 seneyi aşkın bir süredir müzik eğitmenliği yapıyor. Aynı zamanda Marmara Flüt Orkestrası’nın da eğitmeni. Orkestranın şefliğini ise, besteci ve kompozisyon eğitmeni Dr. Özcan Sönmez yapıyor.
Ece Karşal, Amerika’da Metropolitan Flüt Orkestrası’yla çalışırken, “Türkiye’de neden yok böyle bir orkestra?” demiş ve bir flüt orkestrası kurmaya karar vermiş. Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’nin desteği ile enstrümanlar temin edilmiş ve 2015’in Kasım ayında çalışmalara başlanmış. “Bir grup oluşumu uzun süredir kafamda vardı ancak 2013 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde Paige Long ile beraber çalmaya başladıktan sonra “Türkiye’de de mutlaka bir flüt orkestrası olmalı.” fikri iyice kafamda netleşti, başka bir deyişle ‘kafama taktım’. Projelendirdim ve sancılı bir süreçten sonra projem kabul edildi.” diye açıklıyor…

View original post 269 kelime daha

Hatıralar

image

Merhaba herkese,
Bugün 1995 senesinden bir şarkı takıldı dilime; Mirkelam’ın ilk albümünden Hatıralar. Sanıyorum ki, birçok kişinin bu şarkıyla ilgili anıları vardır. Belki, eski sevgiliye adanmıştır; belki kaybettiğimiz birine, görüşemediğimiz sevdiğimize, eski zamanlara, geri dönmek istediğimiz anlara, anılara, çocukluğumuza, hayallerimize, hayal kırıklıklarımıza, gözyaşlarımıza… Belki de şarkının klibinde olduğu gibi Atatürk’e… Ben bu şarkı ilk çıktığında hep Atatürk’ü düşünüp hüzünlenirdim. Klibinde siyah beyaz görüntüler vardı. Hatta Mirkelam, Atatürk’ün sigarasını yakıyordu klipte. Ben çocuk aklımla, “Nasıl o zamana gitmiş Mirkelam?” diye düşünüp dururdum… Hala bu şarkıyı her dinlediğimde zamanı geri alma isteği uyanıyor içimde. Çocukluğuma geri dönüp orada kalmak istiyorum. Hayatı henüz tanımamışken herşey daha güzeldi sanki. Daha katlanılabilirdi herşey… Bilmiyorum, belki de yanılıyorumdur…

Zaman kavramı üzerine çok düşündüm ben. “Ne elde ettin?” diye soracak olursanız, birkaç küçük varsayımdan öteye gidemedim sonuçta. Yıllar çok hızlı geçiyor ama bazen birkaç dakika geçmek bilmiyor. O geçmeyen birkaç dakikanın, o anki ruhsal durumumuzla alakalı olduğunu zannediyorum. Birşey çok zordur, o durumda bulunmak ağırdır, yorucudur, acı vericidir, rahatsız edicidir veya sıkıcıdır. O yüzden geçmez o kısacık zaman dilimi. Ama aylar, yıllar, daha uzun süreler nasıl bu kadar çabuk geçiyor, aklım ermiyor. Çocukken zaman algımız daha farklıydı sanırım. Belki de o yüzden hiç büyümeyeceğimi sanıyordum…

Geçirdiğimiz zaman, geride anı olarak kalıyor ve o zamana dönmemiz veya onu tekrar yaşamamız mümkün olmuyor. İşin acı tarafı, bu hatıraları düşünmek, aslında bize sadece vakit kaybettiriyor.
Pişmanlık mı, şuanki hayatımızdan bir kaçış mıdır anıları düşünmek, anılarda yaşamak? Bir anıyı düşünmek bize ne katabilir? Komik bir olaydır, hatırlarız, güleriz, bizi mutlu eder. Veya sevdiğimiz kişi henüz hayattayken onunla geçirdiğimiz günler aklımıza gelir. Güzeldir, ama aynı zamanda acı vericidir. “Keşke şimdi burda olsa.” dersiniz. Belki de o anıları özellikle unutmak istemezsiniz, çünkü o’nun hala yanınızda biryerde olduğunu hissedersiniz. Belki o’nun hatırası size yetiyordur. Ama acı gerçek şu ki, hatıralar o’nu geri getirmeyecek. Şarkıdaki gibi, “Neye yarar hatıralar?” Hiçbir zaman, o eski günlere dönemeyeceğiz. En azından, zaman makinesi icat edilene kadar… Belki de bu iyidir, çünkü insan olmak böyle birşey; bu yatay düzlemde ilerleyen zaman, aslında hayatımızı oluşturuyor. Seçimler yapıyoruz, kararlar veriyoruz, zamanı nasıl kullanacağımıza karar veriyoruz. Planlar yapıyoruz. Bazen gerçekleşiyor, bazen olmuyor. Bazen zamanı çok kolay harcıyoruz. Ve bir şekilde zaman geçiyor. Doğal olan bu sanırım. Eğer öyle bir makine icat olsaydı, eminim onu gerekli gereksiz herşey için kullanıp bozarlardı…

Herneyse… Bugünkü “düşünme seansı”mı burada bitireyim.

Sadece, o herşeyden habersiz, kendi dünyasında, hayalleriyle, oyunlarıyla, dinlediği şarkılarla mutlu olan çocuğu özledim. O yüzden yazdım bütün bunları…
https://www.instagram.com/p/BGcC11MBxNC/